İzmir betona gömüldükçe havası ve denizi kirleniyor 2021-11-30 09:00:46 İZMİR - İlçeleri RES, maden ve çöp tesisleri ile talan edilen İzmir’in merkezi de hızla betona gömülürken, yaşanan bu ekolojik kırım, hava ve deniz kirliliği olarak geri dönüyor.  “Ege’nin İncisi” olarak tarif edilen İzmir son yıllarda doğası, tarihiyle değil ekolojik talanlarla gündeme geliyor. İklim krizinin kapıya dayandığı atmosferdeki karbon emisyonunun azaltılması için çalışmalar yapıldığı bir dönemde İzmir için yeni “mega” projeler gündemde. Çeşme Turizm Projesi başta olmak üzere çalışmaları başlayan bu projelerin tamamı, kentin orman varlığına göz dikti. Kenti ağaçsızlandırma adına yapılan projelerin yanı sıra betonlaşma oranının artışı ve imar politikaları şehri yaşanmaz duruma getiriyor. Gittikçe İstanbul’laşan şehir, bir bir deniz ve dağ köylerinden oluyor.    Artan nüfusla birlikte denizler ve nehirlerde yaşanan kirlilik kentin içme, kullanma ve tarımsal sulama amaçlı su kaynaklarını yok ediyor. Yine son yıllarda yağmurların da azalması kuraklık tehlikesini de ortaya çıkarıyor. Uzmanlar 2022-23 yıllarının kurak geçeceğini söylerken, kentte bulunan Tahtalı ve Ürkmez barajlarının su seviyesi her geçen gün düşüyor. İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü verilerine göre, 2019 Aralık ayında Tahtalı Barajı'ndaki su doluluk oranı, yüzde 66'yken, 26 Kasım 2021 tarihi itibariyle yüzde 49,68'e düştü. Ürkmez Barajı'ndaki oran ise yüzde 58'den 38,68’e kadar geriledi. Yine tarım alanlarına kurulan maden, Rüzgar Enerji Santrali (RES), Jeotermal Enerji Santrali (JES) ve diğer “çılgın” projeler kentte tarımsal verimliliği ciddi etkiliyor.    VERİLERE ULAŞILAMIYOR   Şehrin en önemli sorunlarından olan hava kirliliği oranları ise senelerdir ölçülmüyor. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekili Murat Bakan, 81 ilin hava kirliliğinin anlık olarak verilerine ulaşılabildiğini, ancak 2016 Haziran döneminden bu yana İzmir’de termik santralin ve özellikle ağır sanayinin yoğun olduğu Menemen, Yeni Foça ve Bozköy bölgelerindeki Hava Kalitesi İzleme İstasyonları’nın verilerinin paylaşılmadığını söyledi.    İzmir’de tarım alanları, ormanlar, doğal sit alanları kontrolsüz plansız RES’lerle, taş ocakları ile elden çıkıyor. Orman alanları ve sit alanları ile ilgili yapılan mevzuat ve statü değişiklikleri ile korunması gereken alanlar, yapılaşma ve rant baskısı ile özelliğini yitiriyor. Yaşanan bu talandan neredeyse tüm ilçeler nasibini almış durumda.    ÇÖP TESİSİ ASBEST SAÇIYOR   Güzelbahçe ilçesi Çamlı Mahallesi’nde yerleşim yerlerine ve tarım arazilerine çok yakında yerde bulunan Haydar Madencilik tarafından işletilen “Atık Geri Dönüşüm Tesisi” ise tehlike saçıyor. Özellikle deprem sonrası yıkılan binaların molozlarının bölgeye getirilmesi tehlikeyi daha da arttırdı. Büyük bir çevre ve gürültü kirliliği yaratan tesis aynı zamanda asbest tehlikesi de oluşturuyor. İnsan sağlığı açısından da ciddi riskler oluşturan bu tesis bölgeyi tarım yapılamaz hale getirdi. Meyve ve sebzelerin üstü tozla kaplanırken, tesisten kalkan tozlar evlerin içine kadar giriyor. Bölge halkı tesisin kaldırılması için dava açtı.    TARIM ALANLARINA RES   Dikili ilçesinde bulunan Merdivenli ve Denizköy mahalleleri mevkiinde, Çandarlı RES Elektrik Üretim A.Ş. tarafından 7 tribün olarak planlanan RES projesinin 5 tribünü yapıldı. 7 hektarlık alanı kapsayan proje, “Orman, Tarım ve Doğal Karakteri Korunacak Bölge” niteliği taşıyan alanda yapıldı. Saha aynı zamanda İzmir-Dikili Termal Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi içerisinde yer alırken, Dikili Çandarlı Göleti Uzun Mesafeli Koruma Alanı’na yakınlığıyla da dikkat çekiyor. Tribünlerin kurulduğu bölgenin yerleşim alanına uzaklığı yalnızca 490 metre. Proje bazında yapılmayan tribünler için şirket Kasım ayında Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne başvuruda bulundu. Başvurunun olumlu bulunmasıyla Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) süreci başladı.    Yine Aydın ve Manisa’nın ilçelerinin yanı sıra İzmir’in Kiraz ilçesini de içine alan bölgede Kestanederesi Rüzgar Enerji Santrali ve Mobil Kırma Eleme Tesisi Projesi gündeme geldi. Sabancı Holding tarafından yapılacak olan proje için 18 Kasım tarihinde ÇED süreci başlatıldı. ÇED dosyasında yer alan bilgilere göre, bölge “tarım, orman ve mera” alanı vasıflı arazilerden oluşuyor. Proje sahasının bir kısmında Çaldağı Devlet Ormanı ve Koca Gedik Devlet Ormanı bulunurken, çevresinde zeytin ve kiraz ağaçları bulunuyor. Proje sahasına en yakın yerleşim yeri ise sadece 75 metre uzaklıkta.   ÇEŞME’DE ‘ÇILGIN PROJE’   Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın 2019 yılında “dünyada örneği olmadığı” ve “turizmi geliştirecek” ifadeleriyle tanıttığı "Çeşme Turizm Projesi" ise halkın tüm tepkilerine rağmen yapılıyor. Çeşme Yarımadası’nın yüzde 50’sini içine alan proje kapsamında kamu arazileri imara açılarak, beraberinde büyük bir betonlaşmayı getirecek. Bakanlığın 100 bin istihdam sağlayacağını belirttiği proje, kalabalık olan Çeşme nüfusunu daha da arttıracak. Nüfusun artması beraberinden içme suyu ve alt yapı gibi birçok sorunu getirecek. Çeşme’nin doğusundan başlayan proje alanı Urla’nın bir mahallesini de içine alırken, Germiyan ve Ildır mahallelerini de kapsıyor. Projenin yapılacağı alan tarım yapılan aynı zamanda yaban hayatı ve endemik bitki türleriyle zengin bir bitki örtüsüne sahip. Eski Roma döneminden kalan arkeolojik sit alanlarının da bulunduğunu bölgenin deniz kıyıları ise fok balıklarının üreme alanı. Projeyle ilgili yurttaşların açtığı davayla ilgili 27 Ekim’de bilirkişi incelemesi yapıldı. İnceleme raporundan umutlu olan bölge halkı projenin hayata geçirilmemesi için kararlı.    BERGAMA’DA DOĞA VE KENT YIKIMI    Bergama ilçesinde bulunan Kozak Yaylası, 1980'li yıllardan bu yana taş ocakları ve altın madeni işletmeleri tarafından işgal ediliyor. Birçok endemik bitki türünün yanı sıra önemli çam fıstığı üretimin merkezi olan yayla, artık tarım yapılamaz duruma geldi. Çam fıstığı rekoltesinin her geçen sene düştüğü bölgede, taş ocakları için binlerce ağaç kesildi. 19 Şubat  2021'de yayla içerisinde olan Okçular Mahallesi’nde ruhsat verilen granit ocağı ise birinci derece tarım arazisi üzerine kurulmak isteniliyor. 95 hektarlık bir alanı kapsayan proje için Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) raporu süreci devam ediyor. Çam fıstığı, üzün bağları ve zeytinliklerin olduğu alan mahalle merkezine ise sadece 140 metre uzaklıkta.    İlçede ayrıca yapılması planlanan “Millet Bahçesi” Projesi ise ilçenin doğal dokusunu bozmanın yanı sıra birçok sorunu beraberinde getiriyor. Proje kapsamında 14 Eylül Stadı ve çevresindeki iş yerleri yıkılacak. 51 bin 569 metrekarelik alana yapılmak istenen proje, 86 esnafı mağdur edecek. AKP’li Bergama Belediyesi’nin yıkım kararı için tahliye tebligatı gönderdiği esnaflar, projeye karşı 3 dava açtı. Yıkım ihalesiyle ve projedeki hatalarla ilgili açılan davalarda yürütmeyi durdurma kararı alınırken, esnaflar projenin iptali için açtıkları davanın sonucunu bekliyor.    ŞEHİR MERKEZİNE DEV GÖKDELEN   Konak ilçesinde Zorlu Holding tarafından 2007'de onaylanan ve hala yapımı süren gökdelen projesi ise hukuksuz bir şekilde yürüyor. “Zorlu Konak Projesi” olarak bilinen gökdelen projesine karşı halkın ve sivil toplum örgütlerinin tepkileri sürerken, proje tadilat ruhsatı ile devam ediyor. Mimar ve mühendislik örgütlerinin kent suçu olarak tariflediği proje kent merkezinde alt yapı ve trafik gibi sorunlar yaratacak. Öte yandan inşaatın yakın çevresinde bulunan Unesco Dünya Mirası Alanı geçici liste ve başvuru aşamasında olan Tarihi Kemeraltı Alanı üzerinde geri dönülmesi mümkün olmayan zararlara neden olacak.    DENİZ KİRLİLİĞİ    İzmir’in en önemli sorunlarından birisi ise deniz kirliliği. Kentte kurulu organize sanayi bölgelerinin atıklarının yanı sıra evsel atıklarında karıştığı deniz ortama yaydığı kokunun yanı sıra deniz marullarının artmasına neden oluyor. Her sene sonbahar aylarında özellikle Karşıyaka ilçesi sahilinde görülen marullar deniz üzerinde büyük bir kirlilik yaratıyor. Burada çürümeye başlayan marullar, çevreye kötü bir koku yaymasının yanı sıra deniz ve kıyıda kirlilik oluşturuyor. Sudaki kirliliğe bağlı azot ve fosfor miktarının artmasıyla çoğalan "deniz marulları" olarak bilinen yeşil renkli su yosunları, Flamingo, Akbalıkçıl, Sakarmeke, Martı, ördek gibi çok sayıda kuşa ev sahipliği yapan lagünü yeşile bürüdü. Son olarak Balçova ilçesinde bulunan ve flamingolar da dahil birçok kuş türüne ev sahipliği yapan Çakalburnu Lagünü’nün tamamı deniz maruluyla kaplandı.    ALİAĞA’DA HAVA KİRLİLİĞİ   Sanayi siteleri, gemi söküm tesisleri ve petrol rafinerileriyle havası, toprağı ve suyu kirletilen Aliağa ilçesi şimdi de cüruf tesislerinin pençesinde. HABAŞ Sanayi ve Tıbbi Gazlar İstihsal Endüstrisi A.Ş tarafından "Cüruf Depolama ve Geri Kazanım", Ekovar Çevre Grup Geri Dönüşüm A.Ş. tarafından ise “Batı Ege ve Güney Marmara Endüstriyel Atık (Cüruf) Bertaraf Tesisi” projesi ilçeyi Ege’nin çöplüğü yapacak. Şehit Kemal Mahallesinde bulunan Akçekese bölgesine yapılmak istenen 2 tesis, Şehit Kemal, Yukarı Şehit Kemal, Çıtak, Samurlu ve Güzelhisar mahallelerini etkileyecek. Şirketler tarafından yapılmak istenen ÇED toplantılarına izin vermeyen yöre halkı, projelere karşı imza kampanyası başta olmak üzere birçok etkinlik düzenledi.    Zeytin ağaçlarının bulunduğu bölgede aynı zamanda köylüler hayvanlarını otlatıyor. 1960 yılında sanayi bölgesi ilan edilen Aliağa, o tarihe kadar tarıma dayalı bir ekonomiye sahipti. Ege Denizi'ne kıyısı olan bölgede bu tarihten sonra hurda demir-çelik işleme tesisleri, haddehaneler, petrokimya tesisi, petrol rafinerisi, doğal gaz çevrim santrali, gübre fabrikası, gemi söküm tesisleri gibi birçok tesis kuruldu. Bu tesislerin çevreye yaydığı kirleticiler yüzünden ilçenin havası, suyu ve toprağı kirlenmiş durumda. Temiz Hava Hakkı Platformu'nun (THHP) "Kara Rapor 2021: Hava Kirliliği ve Sağlık Etkileri" başlıklı çalışmasına göre, Aliağa’daki hava kirliliği Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) değerlerinin 2 katından fazla.    TALAN DEVAM EDİYOR   Tüm bunların yanı sıra Karaburun’u saran JES’ler, Konak İnciraltı’nı ranta ve talana açacak “Kalkınma Projesi”, Gaziemir’de 2007 yılında tespit edildikten sonra müdahale edilmeyen radyoaktif atıklar ve Menderes ilçesinde İzmir’in içme suyu ihtiyacını karşılayan Tahtalı Barajı’na yakın Efemçukuru bölgesinde bulunan altın madeni kenti tehdit etmeye devam ediyor.    Ege Çevre ve Kültür Platformu (EGEÇEP) Eş Sözcüsü Erhan İçöz, İzmir’de yaşanan ekolojik kırımın sonuçlarını değerlendirdi.    İZMİR BETONA GÖMÜLÜYOR   İzmir’in jeotermal enerji, madencilik ve su kaynakları bakımından zengin bir bölge olduğunu söyleyen İçöz, bu nedenle kapitalist sermayenin gözünü kente diktiğini belirtti. Sermayenin talanıyla birlikte kentin büyük bir betonlaşmaya doğru gittiğini aktaran İçöz, “Sermaye bir yere akın ettiği zaman insan gücüne de ihtiyaç duyuyor. Bunun sonucu olarak kentler hızla betonlaşıyor. İstanbul bu anlamda doydu. İnşaat şirketlerinin hepsi de gözünü İzmir’e dikti. Düşünün ki İzmir’in zemin açısından en riskli bölgelerinden birisi olan Bayraklı sahilleri yüksek yapılaşmaya açıldı. Burada hızla gökdelenler yükseliyor. Ancak bu yapılırken İzmir’in trafik ve alt yapı sorunları düşünülmedi. Şu an da Alsancak’ta 50 katlı binalar yapılacak. Alsancak bu yükü kaldırılabilecek mi? Yine Karşıyaka Bostanlı’dan Kuş Cenneti’ne kadar olan bölgede de hızlı bir yapılaşma var. Fakat o bölgenin toprak yapısı bu yükü kaldıramaz. Büyük bir hayati tehlike oluşturuyor” diye konuştu.    RES’LER MANYETİK ALAN OLUŞTURUYOR   Kentin diğer önemli sorunun da “zararsız enerji” diye lanse edilen RES’ler olduğuna dikkati çeken İçöz, “İnsanlar bir zamanlar ‘rüzgâr güneş bize yeter’ sloganıyla çevreci olarak düşündükleri bu enerjiyi savunuyorlardı. Oysa zaman rüzgârın da büyük zararları olduğunu gösterdi. Yer seçimi konusu çok önemli. Güneş enerjisi de aynı şekilde çok geniş alanları kapsıyor ve bu alanlar tarımdan kopmuş oluyor. Rüzgâr kuşların göç yollarını etkiliyor. Manyetik alanlarıyla yakın çevresinde bulunan tarıma ve insanlara zarar veriyor. Karaburun Yaylaköy’de evlerin burnunu dibine rüzgâr santralleri dikildi. Bu köylülerin hayatını alt üst ediyor. Burada daha önce hiç olmayan keçilerin döl atma olayıyla karşılaşıyoruz. Rüzgâr santralleri meralara, tarlalara, konutlara yakın yerlere yapılmamalı. Kuş göç yollarına yapılmamalı. Ama bunlar dikkate alınmıyor. Her yeri rüzgâr santralleriyle dolduruyorlar” dedi.    NEREYE GİDİYORUZ?   “Elektrik Mühendisleri Odası’nın verilerine göre Türkiye’de kullanılan elektriğin 2 katından fazlası üretiliyor” diyen İçöz, buna rağmen hala rüzgâr, termik ya da hidroelektrik santrallerine onay verildiğine dikkati çekti. Kentte yer altı sularını ve nehirleri besleyen havzalara madenler açıldığını da sözlerine ekleyen İçöz, şunları söyledi: “Küçük Menderes havzasında hiç su kalmadı. Gediz Nehri simsiyah akıyor. ‘Nereye gidiyoruz’ sorusunu sormamız lazım. Madencilik mi yaşam mı? Enerji mi yaşam mı? Bu ikilemler kendisini dayatıyor. Biz diyoruz ki; sürdürülebilir kalkınma değil. Yaşamın sürdürülebilirliği. Yaşam alanlarımıza sahip çıkalım. Yakın gelecekte yaşamımızı sürdüremez hale geleceğiz. Halklar olarak yaşamımıza sahip çıkmamız gerekir. Türkiye’nin her yerinde artık ekolojik mücadeleler var. Bu mücadeleler daha da yükselecek.”   MA / Tolga Güney